24 Mayıs 2016 Salı

Keşif ♪ ♫ ♪ ♫


aklımda hiçbir şey yok
uzanmışım kumsala
güneş damlıyor içime
dudaklarım soğuk suda 
tenimde canımın sıcaklığı
başımda sevda yelleri
zamanı durdururum sanırdım

öylece

ne atom bombası 
ne yoksul çocuklar
kaybolan umutlar
bunca elem keder
evrensel boyutlar
ne de yarınımız var




19 Şubat 2016 Cuma

Peace Out



Ay kız ile, yıldız adam göğü kucaklamış. - 06.02.2016

30 Ağustos 2015 Pazar

335 lira 78 kuruş


Senden tam olarak 1 saat 10 dakika ve 335 lira 78 kuruş uzaklıktayım.

Sırf bu kapital sebeplerden yanında ben değil de bir başka kadın olacak doğum günü gecende.
Bilmem kaç yıllık arkadaşın, dostun.
Ve önemini ben olmadığım gerçeğiyle kaybeden, o diğer kişi.

Ona benden bahsedeceksin hevesle belki, evet bunu yaparsın sohbetin bi yerlerinde.
Gözlerin parlar. O da parıldayan gözlerinin içine bakar. Mutlu olur adına belki.
Onca yıllık dostluk, arkadaşlık azıcık da olsa
senin mutluluğundan doğacak olan mutluluğa elbet izin verir.

Düşünür mü acaba,
o an / orada / onun oturduğu yerde olmayı
nasıl şiddetle arzuladığımı
yıllar önce dünyaya merhaba dediğin şu ağustos akşamında?

Sırf bu gece onun oturduğu yerde olamadığım için gözlerimin durduk yere yaşlandığını?
Biriken göz yaşlarımın ise yer çekimine karşı fazla duyarlılaştıklarını?

Kıymetini bilir mi havadaki oksijene kattığın karbondiyoksit oranının?
Kıymetini bilir mi
doyasıya özlediğim o felsefik/edebi/kültürel ve
hepsinin de ötesinde kahkaha dolu sohbetlerinin?
Bilir değil mi... Bilmeyecek olsaydı bunca yıllık dostun, arkadaşın olmazdı.

335 lira 78 kuruş.
Cebimde fazladan olmayan para.

Bir gün çok zengin olup
Kapital sistemin kelepçelerini ellerime geçirip,
sırıtacak kadar da hırslı değilim ki sevgili.
Ne ben, ne de sen böyleyiz. Bu yüzden sevdik birbirimizi.

Ama şimdi, durduk yere şu 335 lira 78 kuruş nasıl da yakıyor içimi?!

Ben olmayacak olan, bana yabancı sana dost o insanla
Umarım güzel geçer gecen.

Dur ben şu köşede biraz daha ağlayayım Tanrım.

ağustosun son pazarı.


bir pazar öğleden sonrası
içimde doğayla devinimsel olarak kendini dışarı atmak isteyen
adı olmayan tuhaf bir kıpırtı vardı.

yataktan kalkmak istemiyor.
ve aslında rüzgarın dallarını kıpırdattığı bir ağacın altında
göğü izliyor olabilmeyi de diliyordum.

havada ağustosun son günleri olmasının verdiği
artık bunaltmaktan da öte geçmiş kızgın sıcak kol geziyordu,
açık bulduğu pencerelerden evi kuşatıyor,
ve açılan tüm pencerelerin işlevsizliğini arttırıyordu.

her şey fazla geliyor
geliyor
geliyordu.

tüm bunların belki de tek sebebi 'o'nun yanımda olamamasıydı.
elleri ellerime değseydi. tenimde teninden bir parça
belki de ağustos sıcağı renkli şenlikleri andıracak,
açık camın kıpırtısızlığı kahkahalarımızla aralanacak
ve her şey biraz daha durgunlaşacaktı.

içim içime kalacaktı.
-şimdi dışıma çıkmak istiyor-
-ona doğru-

ağustosun son pazar'ında,
doğum gününde,
özlediğim bir çok şey arasında
en çok onu özledim.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Dinlesek ya; Adamlar.


Cihan Mürtezaoğlu dinlemeye gitmişim. 
Gelmiş yanıma oturmuş. . 
Adı Tolga'ymış. 
Sonra bi ara, yanına gençten çocuklar gelmiş.
O zaman anlamışım ki, müzikle içli dışlı.
'Abi kafanda kurbağa var' demişler. 
Kafam kurbağalanmış.

Sonra fark etmişim ki, 
Adam gibi ADAMLAR! -mış.
-miş
-muş
-müş


utan, utan 
utanmayan insan olur mu lan? 
altın bi madalyon gibi taşınmalı vicdan. 
tek kıvılcımdan nasıl yanarsa koca orman, 
unutmazlar, unutmayız, unutmam.



beni dinlemiyo, 
beni dinlemiyo 
iteklemiyorum 
ben de susuyorum 
hemen yarım kalıyo

Cemal Süreya der ki,

Cemal Süreya der ki,

Ah, Süreya!

kuşlar toplanmış göçüyorlar. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / seni o kadar yakından görünce, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek... keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / baktım yeri toparlıyor ayak izleri. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / eşiklere oturmuş bir dolu insan, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?... keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil. keşye yalnız bunun icin sevseydim seni. / ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / ikinci bir parıltı var senin bakışlarında. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / yürütüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte.. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / iki çay söylemiştik orda, biri açık. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / an ki fıskiyesi sonsuzluğun, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
...................................................................................................................