30 Ağustos 2015 Pazar

335 lira 78 kuruş


Senden tam olarak 1 saat 10 dakika ve 335 lira 78 kuruş uzaklıktayım.

Sırf bu kapital sebeplerden yanında ben değil de bir başka kadın olacak doğum günü gecende.
Bilmem kaç yıllık arkadaşın, dostun.
Ve önemini ben olmadığım gerçeğiyle kaybeden, o diğer kişi.

Ona benden bahsedeceksin hevesle belki, evet bunu yaparsın sohbetin bi yerlerinde.
Gözlerin parlar. O da parıldayan gözlerinin içine bakar. Mutlu olur adına belki.
Onca yıllık dostluk, arkadaşlık azıcık da olsa
senin mutluluğundan doğacak olan mutluluğa elbet izin verir.

Düşünür mü acaba,
o an / orada / onun oturduğu yerde olmayı
nasıl şiddetle arzuladığımı
yıllar önce dünyaya merhaba dediğin şu ağustos akşamında?

Sırf bu gece onun oturduğu yerde olamadığım için gözlerimin durduk yere yaşlandığını?
Biriken göz yaşlarımın ise yer çekimine karşı fazla duyarlılaştıklarını?

Kıymetini bilir mi havadaki oksijene kattığın karbondiyoksit oranının?
Kıymetini bilir mi
doyasıya özlediğim o felsefik/edebi/kültürel ve
hepsinin de ötesinde kahkaha dolu sohbetlerinin?
Bilir değil mi... Bilmeyecek olsaydı bunca yıllık dostun, arkadaşın olmazdı.

335 lira 78 kuruş.
Cebimde fazladan olmayan para.

Bir gün çok zengin olup
Kapital sistemin kelepçelerini ellerime geçirip,
sırıtacak kadar da hırslı değilim ki sevgili.
Ne ben, ne de sen böyleyiz. Bu yüzden sevdik birbirimizi.

Ama şimdi, durduk yere şu 335 lira 78 kuruş nasıl da yakıyor içimi?!

Ben olmayacak olan, bana yabancı sana dost o insanla
Umarım güzel geçer gecen.

Dur ben şu köşede biraz daha ağlayayım Tanrım.

ağustosun son pazarı.


bir pazar öğleden sonrası
içimde doğayla devinimsel olarak kendini dışarı atmak isteyen
adı olmayan tuhaf bir kıpırtı vardı.

yataktan kalkmak istemiyor.
ve aslında rüzgarın dallarını kıpırdattığı bir ağacın altında
göğü izliyor olabilmeyi de diliyordum.

havada ağustosun son günleri olmasının verdiği
artık bunaltmaktan da öte geçmiş kızgın sıcak kol geziyordu,
açık bulduğu pencerelerden evi kuşatıyor,
ve açılan tüm pencerelerin işlevsizliğini arttırıyordu.

her şey fazla geliyor
geliyor
geliyordu.

tüm bunların belki de tek sebebi 'o'nun yanımda olamamasıydı.
elleri ellerime değseydi. tenimde teninden bir parça
belki de ağustos sıcağı renkli şenlikleri andıracak,
açık camın kıpırtısızlığı kahkahalarımızla aralanacak
ve her şey biraz daha durgunlaşacaktı.

içim içime kalacaktı.
-şimdi dışıma çıkmak istiyor-
-ona doğru-

ağustosun son pazar'ında,
doğum gününde,
özlediğim bir çok şey arasında
en çok onu özledim.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Dinlesek ya; Adamlar.


Cihan Mürtezaoğlu dinlemeye gitmişim. 
Gelmiş yanıma oturmuş. . 
Adı Tolga'ymış. 
Sonra bi ara, yanına gençten çocuklar gelmiş.
O zaman anlamışım ki, müzikle içli dışlı.
'Abi kafanda kurbağa var' demişler. 
Kafam kurbağalanmış.

Sonra fark etmişim ki, 
Adam gibi ADAMLAR! -mış.
-miş
-muş
-müş


utan, utan 
utanmayan insan olur mu lan? 
altın bi madalyon gibi taşınmalı vicdan. 
tek kıvılcımdan nasıl yanarsa koca orman, 
unutmazlar, unutmayız, unutmam.



beni dinlemiyo, 
beni dinlemiyo 
iteklemiyorum 
ben de susuyorum 
hemen yarım kalıyo

27 Haziran 2015 Cumartesi

şarlatan


yazdıklarım borsada değer kaybeden kağıtlara benziyordu.
ne kadar kelime, o kadar kayıp.

sustuğun vakit,
ekonomisi sarsılıyordu bünyemin.

oysa sen bunu iyi biliyordun.
sana seni,
sana üzerimdeki sen'in etkisini
işte tüm bunları
hem de tek tek
anlatmanın manası
yitik ülkeler kralına kafa tutan şarlatanın gücü kadardı.

sen, bilemezdin.

ben, oradaydım.


26 Mayıs 2015 Salı

Begonvili Ev Üzerine Notlar


birkaç sayfa 
birkaç sayfa daha derken
begonvilli ev'e vardım. 

aslında eskiden de vardı
hep vardı dururdu orda. 

bu kez, 
şehir bunca bunaltmışken 
farklı baktım. 

bakmakla görmek arasındaki
ince çizgi yüreğimi sıkıştırdı. 

işte bu! dedim
evreka'nın türkçe'si miydi?

kimdi yazarı
yaşayanı?

antalya'daymış
daha bi tuzlandı sularım. 

bahçesindeki çiçeklere
kedi patilerine
yeşili maviye bağlayan
ufka
ve daha bir çok şeye
kocaman bir iç çektim. 

en çok da
oradaki dinginliğe.

ofisimden dışarı bir kez daha baktım
binalarla küsüştüm. 
binalara silah çektim.
binalara sarılıp ağladım. 


10 Nisan 2015 Cuma

Sen Yağmur Dök - Rüya Bozumu


bunu kardan
bunu çocuktan
bunu rüya bozumundan
perişan

bunu yanlış kürkten
üstüne fazla giyinmekten
yanlış şeyden tanırsın

bu yalnız senden
bu fazla düşmek
bu rüya bozumunda

tren yolundayız yine bir yolculuk
zaten kavuşmaz iki kişi birbirine
bu yanlışlıktan hiç tatmin olmadı yüreğim (?)
kuru taştan toprak kardan
yakan kürkü çıkarıp atmaktan
sandım böyle olunca rüya

bu yalnız senden
bu fazla düşmek 
bu rüya bozumunda
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

kimsenin sözlerini yazmadığı bir şarkının, 
yazıya dökümüydüm.

9 Nisan 2015 Perşembe

henüz değil.


kadir gecesi doğdun, dedi annem.
akşam ezanı okunuyordu.

şanslı mı olurmuş kadir gecesi doğanlar anne? diye sordum,
gözlerim meraktan kocaman.

...

son kaç yıldır hatırlamıyorum,
doğum günü gecelerimde hep yalnızım.

küçük bir kek üzerine tek bir mum koyup,
üfleyememişliğim bile var hatta.
bazen, tek bir nefes de takılabilir insanın boğazına.

...

bir yerlerde bu zincir kırılacak biliyorum.
'iyi ki doğdum', diye şarkılar söyleyerek dolanacağım evrende.
mayıs ayının o şahane gecesinde.

ama henüz değil.
henüz değil anne.

3 Nisan 2015 Cuma

uzun oldu, güç olmadı.


yazı, yüreğe küsmüyor da
onu tetikleyen huzursuzluklar azaldıkça
yürekle birlikte harfleri de duruluyor sanki insanın.

deli işi şu yazmak,
bakmayın siz afilli duruşuna.

yaş kemale erdikçe
insan iki kez düşünüyor nokta öncelerini.

önceleri / önceler / önce
henüz emeklemeyi öğrenmiş adım avcısı bir bebek gibiydi.
hızla koştururken satır aralarında parmak uçları,
şimdi bir ileri bir geri.

sessizliğin iz düşümleri yok malum
ve satır sonu zengin kafiyeleri.

şimdilerde,
hep biraz müzik gerektiriyor artık yazı,
tanıdık birkaç enstrüman sesi ve
şarkı sözleri.


 Sessiz gelir yanıma
Başını dizime yaslar
Öylece uyur, yağmur çiseler
 

27 Şubat 2015 Cuma

Yıldızlar gökyüzündeydi, yüzün yüzümde!


Sabahın körü. İstanbul hareketli. İstanbul geceden kalma... 
İş yolunda onlarca insan, kaldırımların artık dar geldiği bir şehrin çalışanı olan onca insan! 
Adım üstüne adım eklenirken, 
nota üstüne nota biniyor ve 
duygular midede bulantı -bile isteye! 
 
-sonra-

2:53'de gitar solosuyla zirveye dayanıyor her şey! 
Ceylan mırıldanıyor, 
Cenk coşuyor, 
Ceylan 3:30'da Cenk'e bakıp gülümsüyor; 
hepimiz Cenk'e bakıp gülümsüyoruz. 
 
-bizler-
 
O odada oturmuş izliyoruz. 
O odada oturmuş müziğe karışıyoruz ve 
şehrin tavanı aniden genişliyor.

Cemal Süreya der ki,

Cemal Süreya der ki,

Ah, Süreya!

kuşlar toplanmış göçüyorlar. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / seni o kadar yakından görünce, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek... keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / baktım yeri toparlıyor ayak izleri. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / eşiklere oturmuş bir dolu insan, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?... keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil. keşye yalnız bunun icin sevseydim seni. / ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / ikinci bir parıltı var senin bakışlarında. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / yürütüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte.. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / iki çay söylemiştik orda, biri açık. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni. keşke yalnız bunun için sevseydim seni. / an ki fıskiyesi sonsuzluğun, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
...................................................................................................................